huseyin en sevdigim isimlerden biridir.
Aralık 25, 2007
21:56
Aralık 25, 2007
21:56
ben kucukken o zamanlar en yakin arkadasim seda'nin hayatini da gormek isterdim. gozlerime sadece kendi yasantima sahit oluyor diye sinirlenirdim kizardim aglardim. birgun dayanamayip bu istegimi annemle paylastigimda haylice ve hallice sasirmisti, uzulmustu. annemin 'senin hayatin sana yetmiyor mu ?' sorusuyla yuzlesmemden sonra hayatimda hicbir zaman hicbir sey bana yetmedi, yetmez.
ilk kopyami hatirlamam ama kopya olayina dair en uzucu hatiram da canim arkadasim seda ile yanyana oturdugumuz zamanlarda yasanmistir. garip hareketleriyle unlenen seda sinav oncesi kitabin koselerini yalar, uzerine otururdu. boylece sinavdan cok iyi not alacagina inaniyordu ve aliyordu da. sayisal derslerde bu basarisini gosteremeyen canim seda, islemleri yaparken kendimi kaybettigim - kagidimdan bir saniye olsun gozlerimi ayirmadigim bir matematik sinavinda cogu soruyu benim cevaplarima bakarak, ona gore cozum yollarini ornek alarak benimle ayni notu almisti. matematik ogretmenimiz durumu farkedip ikimizle konustugunda kendisinden titreyen cenemle ancak ozur dileyebilmistim. ogretmenlerime gonulden bagli ve meslegi olarak da ogretmenligi secmis oldugum icin seda'nin ogretmenine karsi yaptigi bu saygisizligi hic kabullenemedim, o zamandan beri de seda'yla hic konusmadim. kac seneler gecmesine ragmen hala bu olayi kendi acimdan degerlendiremem, nuray hanim'in onunde hala utanirim (ogretmenlerimle bagimi koparmam, koparmayi hic sevmem).
en son kopyami hatirliyorum, gecen hafta tiyatro dersinde sorularin cevaplarini bilmeme ragmen kopya cekebilecegim bir ortam oldugu icin beynimi zorlamak istemedim ve a4 kagidindaki notlari cikardim, birebir aynisini yazdim, 85 aldim.
aslinda ben onyargili bir insanim, karamsarim. bir ise olmaz diyerek baslarim, her insana kotu insan olarak yaklasirim. ne zaman ki isler yolunda gider yuzum guler. karsimdaki insanin aklimdaki eksileri bir bir yok etmesiyle birlikte ben de utanir elini tutarim. bu huyum ister istemez insanlarla arama bir mesafe koymami saglar yoksa ben zaten mesafe insani falan degilimdir, ilk goruste asik olur ilk bakista 'arkadas olsak ya ?!' derim. ha dusunurseniz bu yaklasimin pek hos degilmis ttku hanim, haklisiniz derim. bu yuzden neler kaybetmisim, nelerden vazgecmisim; hepsi canimi acitir ama ben hakliyim.
en sacma huyum ya da diyeyim ki en fena takintim vucudumdur. tartida 1 kilo fazla gelsem 3 gun yemek yemem, hicbir sey yemem. sagliksiz vucudumun zorla yakaladigimin formunu korumak icin olmadik seyler yaparim, hasta olurum, vitaminsiz kalirim, canim cikar huyum cikmaz.
cep telefonum nokia, modelini bilmiyorum ama bence tam bir kiz telefonu. kiz telefonu olmasindan ziyade beni anliyor. er bey ile birlikte ise gittigimiz zamanlar er bey'in kol saatime nazar degdirdigi icin bozulmasiyla cep telefonumun saatine guvenir olmustum. fakat emektar telefonum yillarin yorgunlugundan artik bir efendim dememe kalmiyor kendiliginden kapaniyordu, kendisini yeniden actigimda ise saat kapandigi dakikada takili kaliyor, ilerlemiyordu. yani saatini calistiracak kadar bile sarji dayanmiyor, bir arkadasim bu durumu 'ttku istediginde zamani bile durdurabilir.' diye yorumlarken ben 'ama tutamiyorum zamani..' diye sarki soyluyorum.
ask dedigin sey biraz senden bahsetmektir.
en sevdigim blog suyun icinde silep ama artik yazmiyor.
cicek dilegim ?
ilk kopyami hatirlamam ama kopya olayina dair en uzucu hatiram da canim arkadasim seda ile yanyana oturdugumuz zamanlarda yasanmistir. garip hareketleriyle unlenen seda sinav oncesi kitabin koselerini yalar, uzerine otururdu. boylece sinavdan cok iyi not alacagina inaniyordu ve aliyordu da. sayisal derslerde bu basarisini gosteremeyen canim seda, islemleri yaparken kendimi kaybettigim - kagidimdan bir saniye olsun gozlerimi ayirmadigim bir matematik sinavinda cogu soruyu benim cevaplarima bakarak, ona gore cozum yollarini ornek alarak benimle ayni notu almisti. matematik ogretmenimiz durumu farkedip ikimizle konustugunda kendisinden titreyen cenemle ancak ozur dileyebilmistim. ogretmenlerime gonulden bagli ve meslegi olarak da ogretmenligi secmis oldugum icin seda'nin ogretmenine karsi yaptigi bu saygisizligi hic kabullenemedim, o zamandan beri de seda'yla hic konusmadim. kac seneler gecmesine ragmen hala bu olayi kendi acimdan degerlendiremem, nuray hanim'in onunde hala utanirim (ogretmenlerimle bagimi koparmam, koparmayi hic sevmem).
en son kopyami hatirliyorum, gecen hafta tiyatro dersinde sorularin cevaplarini bilmeme ragmen kopya cekebilecegim bir ortam oldugu icin beynimi zorlamak istemedim ve a4 kagidindaki notlari cikardim, birebir aynisini yazdim, 85 aldim.
aslinda ben onyargili bir insanim, karamsarim. bir ise olmaz diyerek baslarim, her insana kotu insan olarak yaklasirim. ne zaman ki isler yolunda gider yuzum guler. karsimdaki insanin aklimdaki eksileri bir bir yok etmesiyle birlikte ben de utanir elini tutarim. bu huyum ister istemez insanlarla arama bir mesafe koymami saglar yoksa ben zaten mesafe insani falan degilimdir, ilk goruste asik olur ilk bakista 'arkadas olsak ya ?!' derim. ha dusunurseniz bu yaklasimin pek hos degilmis ttku hanim, haklisiniz derim. bu yuzden neler kaybetmisim, nelerden vazgecmisim; hepsi canimi acitir ama ben hakliyim.
en sacma huyum ya da diyeyim ki en fena takintim vucudumdur. tartida 1 kilo fazla gelsem 3 gun yemek yemem, hicbir sey yemem. sagliksiz vucudumun zorla yakaladigimin formunu korumak icin olmadik seyler yaparim, hasta olurum, vitaminsiz kalirim, canim cikar huyum cikmaz.
cep telefonum nokia, modelini bilmiyorum ama bence tam bir kiz telefonu. kiz telefonu olmasindan ziyade beni anliyor. er bey ile birlikte ise gittigimiz zamanlar er bey'in kol saatime nazar degdirdigi icin bozulmasiyla cep telefonumun saatine guvenir olmustum. fakat emektar telefonum yillarin yorgunlugundan artik bir efendim dememe kalmiyor kendiliginden kapaniyordu, kendisini yeniden actigimda ise saat kapandigi dakikada takili kaliyor, ilerlemiyordu. yani saatini calistiracak kadar bile sarji dayanmiyor, bir arkadasim bu durumu 'ttku istediginde zamani bile durdurabilir.' diye yorumlarken ben 'ama tutamiyorum zamani..' diye sarki soyluyorum.
ask dedigin sey biraz senden bahsetmektir.
en sevdigim blog suyun icinde silep ama artik yazmiyor.
cicek dilegim ?
24 Aralık 2007 Pazartesi
fly away
siyah sut'te bahsedilen / alintilar yapilan kitaplari ve bunlarin yazarlarinin listelerini olusturdum, kendime gore bir oncelik sirasi yaptim ve okumaya basladim. iclerinde okumus olduklarim vardi ama hatirlamiyordum, ama yazari hakkinda pek bir bilgim yoktu, ama ayrintilara dikkat etmemistim; hepsini yeniden okudum. okumadiklarimi okulumuz kutuphanesinde bir bir arayip buldum, hizla okudum. elif'in kitabinda gormeden once de okunacaklar listemin ust siralarinda yer alan tante rosa'nin siyah ciltli ilk baskisini mis kokulu kutuphanemizde buldugumda keyfim keyifti ama okumaya basladikca, sayfalar aktikca anladim ki ben bu kitabi okurken zorlaniyorum, okumaya devam etmeye calistikca sinirleniyorum. neyse ki iki gun sonra kitabi basladigim yerde, kutuphanenin alt katinda neskafe otomatinin yanindaki bankta, bitiriyorum ve kosar adim bankoya ilerleyip 'iade' dememle birlikte rahatliyorum, bir kahve daha iciyorum.
gunler / haftalar boyle okumakla, izlemekle, ise gidip gelmeyle, derslere girip cikmayla gecti. uzun bayram tatilinde tum diziler takip edildi, en son dedikodular mahalle kuaforunde en guzel manikuru yaptirirken ogrenildi ve nihayetinde okumayi devamli erteledigim, zamaninda yarisinda biraktigim kitap bitirildi. bu kitabi onceden bitirmedigime zerre uzulmedim cunku bastan sona yeniden okumam gereken zaman kesinlikle aralik ayindaki sakin gece yolculuklariymis, sicacik salonda kamburumu cikararak oturdugum anlarmis.
sagina donup yatmaya alisan vucudumun sag kasin kazara acilivermesiyle uyku duzeninin bozulmasi canim tatilimi haylice etkilese de agridan / acidan dolayi istahimin kacmasi yanima kar kaldi (-3 kg.). tutunamamak bir yana artik kendimi taniyamiyorum.
pazar gunu hurriyet'te aysarman'in dogan hizlan ile yaptigi roportajda sordugu isabetli sorulari takdir ettim; ustadin cevaplarina / anlattiklarina hayran kaldim, anilarina / hayatina ozendim.
her sey ne garip.
14 Aralık 2007 Cuma
hh
cuma aksamustunu evimin salonunda oturup hic takip etmesem de gidisattan her seyini cozumleyebildigim dizileri bekleyerek gecirmek isletme'den beseri'ye yururken beirut dinlemekten felsefe'nin peynirli gozlemesinden kkm'deki turk kahvesinden ve her seyden daha guzel iste bu yuzden sadece bana iyi bayramlar huzurlu gunler.
02:46 muhsin, biz kaç kardeşiz? 0
10 Aralık 2007 Pazartesi
oyun
" kant elli iki yasina kadar sabretmisti: ben sabredemedigim icin, onun yazdigi bir kelimeyi bile anlamiyordum. "
bos yere felsefe okuyorum, beyhude. 23:52 muhsin, biz kaç kardeşiz? 0
gunler ve dahi haftalar geciyor. okula gidiyorum, okuldan cikip ise gidiyorum, omrumun en uzun ve tabii ki omrumun en kisa yolunu is cikisi er bey ile yuruyorum. okuluma giden dolmusa biniyorum, er bey'den 'er mi yaman ah ben mi yaman, aman aman bir ev tutsam !' yakinislariyla ayriliyorum. ne kadar aci !
yaklasik iki gundur ciceklerden guzel olan dilegim ile zengin olma hayalleri kuruyoruz. mesela bugun birlikte okulumuzun karsisinda olmasindan mutevellit kantin haline donusen cepa'ya gittik. 'hayat cok pahali, mandalinanin kilosu iki milyon olmus !' diye diye danacan mandalinalarin ici dolu olanlarini sectik, ucuz peynir aldik, bir sekilde yasayip gittigimize sukrettik. ne yazik ki yetmiyor, genc kizlarimizin kollarini dirseklerinden bukup cantalarini tasimalarini icten ice kiskaniyoruz, bir firsatini bulsak gozlerimizin altini pekala modern kamuflaj makyajiyla beyaza boyayabiliriz. karfur posetlerini kollarimizin altina sikistirinca bosalan ellerimizle eskisehir yolu boyunca mandalina soyup soyup yiyoruz ve hayal kuruyoruz. dilek'e bana boy boy vakko canta almasi konusunda duygu somurusu yapiyorum, cukurambar residence arka cephe balkonumuzda ankara'ya karsi bbq partilerinden bahsediyoruz. ustu acik arabamizla okulumuz yollarini asindirirken hande yener dinlemek istedigimi soyluyorum cicek dilek'e, tullu sapkami ve saten eldivenlerimi takmam sartiyla benim arabama binecegine soz veriyor. calvin'den asagisina ic camasiri demeyecegimize and iciyoruz, derin bir nefes alip birlikte sayisal loto oynamaya karar veriyoruz.
21:59 muhsin, biz kaç kardeşiz? 3
bos yere felsefe okuyorum, beyhude. 23:52 muhsin, biz kaç kardeşiz? 0
09 Aralık 2007 Pazar
para !
gunler ve dahi haftalar geciyor. okula gidiyorum, okuldan cikip ise gidiyorum, omrumun en uzun ve tabii ki omrumun en kisa yolunu is cikisi er bey ile yuruyorum. okuluma giden dolmusa biniyorum, er bey'den 'er mi yaman ah ben mi yaman, aman aman bir ev tutsam !' yakinislariyla ayriliyorum. ne kadar aci !
yaklasik iki gundur ciceklerden guzel olan dilegim ile zengin olma hayalleri kuruyoruz. mesela bugun birlikte okulumuzun karsisinda olmasindan mutevellit kantin haline donusen cepa'ya gittik. 'hayat cok pahali, mandalinanin kilosu iki milyon olmus !' diye diye danacan mandalinalarin ici dolu olanlarini sectik, ucuz peynir aldik, bir sekilde yasayip gittigimize sukrettik. ne yazik ki yetmiyor, genc kizlarimizin kollarini dirseklerinden bukup cantalarini tasimalarini icten ice kiskaniyoruz, bir firsatini bulsak gozlerimizin altini pekala modern kamuflaj makyajiyla beyaza boyayabiliriz. karfur posetlerini kollarimizin altina sikistirinca bosalan ellerimizle eskisehir yolu boyunca mandalina soyup soyup yiyoruz ve hayal kuruyoruz. dilek'e bana boy boy vakko canta almasi konusunda duygu somurusu yapiyorum, cukurambar residence arka cephe balkonumuzda ankara'ya karsi bbq partilerinden bahsediyoruz. ustu acik arabamizla okulumuz yollarini asindirirken hande yener dinlemek istedigimi soyluyorum cicek dilek'e, tullu sapkami ve saten eldivenlerimi takmam sartiyla benim arabama binecegine soz veriyor. calvin'den asagisina ic camasiri demeyecegimize and iciyoruz, derin bir nefes alip birlikte sayisal loto oynamaya karar veriyoruz.
01 Aralık 2007 Cumartesi
z.
taksim'den kadikoy'e giden otobuste birlikte oturdugumuz yere ego 198'de oturdum. onumdeki kizlarin film festivali kitapcigina baktim, yalandan. bir sure uyur gibi yaptim, oysa o zaman uyumustum. simdi hic uykum yok, bir bir gecmis uykularimi aniyorum. kizilay'da indim, karsidan karsiya gectim, tunali'ya kadar yurudum. sen amsterdam metrosundaki anilarini anlattin, ben usulca dinledim.
starbucks'ta oturdum. soguk lezzetlerden senin istedigini sectim ama icmedim. grande latte ve misto cookie aldim. misto cookie'yi aldiktan sonra ben bunu istemiyordum ama diye hayiflandim, senin icin suratimi da astim. ne kahveyi icebildim ne de kurabiyeyi yiyebildim, cok zayifladim. tuvalete gittim, sira yokken biraz kapida bekledim. aynada kendime baktim, saclarimi taradim. disarida hava kapaliyken gunes gozluklerimi taktim, kendi fotograflarimi cektim. siyah bir sigara yaktim, yuruyen insanlari izledim, biraz dergi okudum.
m. sehrinde birlikteyken begendigim kahverengi deri cantayi aldim. kahverengi bir saat taktim, saclarimi da boyadim. nice film izledim, cok kitap okudum, bir suru festivale katildim. konserlere gittim, panellerde kongrelerde bulundum. sosyal bilimlerle ugrastim, felsefe okudum. ibsen'in, beckett'in, shakespeare'in, shaw'in, arthur miller'in, tennessee williams'in eserlerinde yasadim. haylice spor yaptim, omuzlarim genisledi.
yazin sonlarina dogru kartini ve yarim kalmis mektubunu aldim. yatak odamda bir baska pencereden sana baktim, baktim ama bulamadim. uzun sure gozlerimi kapattim, hasta oldum. sinirlerim cidden yipranmis olmali ki uzun sure tedavi gordum; anoreksik koydular adimi, eksildim.
yazilar yazdin gri bir baliga, ofkelendin, nefret ettin. halbuki dun kendisiyle elif'in yeni kitabindan konustuk, uzun uzun anlattim. 254. sayfadaki imla hatasini gosterdim, uzulduk. ozlemisiz sohbet etmeyi, konustukca renklendik. turuncu olduk, yesil, kahverengi; gri yunden bir atki olduk, kadife bir cekete burunduk, her siyahin bir beyazi olduk.
arjantin caddesi'ndeki big chefs'ten sana bahsetmeliyim diye not almistim eski deftere, icimde seninle barisamamistik o vakitler. dun zorla seni yokus yukari yuruttum, nefes nefese kaldik, siyah sigaralara ve beyaz sigaralara suc attik icimizden. oturup harika bir cay ictik, geldigimize degmis dediginde rahat bir nefes aldim. donuste taksiye bindik, sonra gorusuruz diyerek ayrildik. iyi oldu, iyi.
17:02 muhsin, biz kaç kardeşiz? 1
starbucks'ta oturdum. soguk lezzetlerden senin istedigini sectim ama icmedim. grande latte ve misto cookie aldim. misto cookie'yi aldiktan sonra ben bunu istemiyordum ama diye hayiflandim, senin icin suratimi da astim. ne kahveyi icebildim ne de kurabiyeyi yiyebildim, cok zayifladim. tuvalete gittim, sira yokken biraz kapida bekledim. aynada kendime baktim, saclarimi taradim. disarida hava kapaliyken gunes gozluklerimi taktim, kendi fotograflarimi cektim. siyah bir sigara yaktim, yuruyen insanlari izledim, biraz dergi okudum.
m. sehrinde birlikteyken begendigim kahverengi deri cantayi aldim. kahverengi bir saat taktim, saclarimi da boyadim. nice film izledim, cok kitap okudum, bir suru festivale katildim. konserlere gittim, panellerde kongrelerde bulundum. sosyal bilimlerle ugrastim, felsefe okudum. ibsen'in, beckett'in, shakespeare'in, shaw'in, arthur miller'in, tennessee williams'in eserlerinde yasadim. haylice spor yaptim, omuzlarim genisledi.
yazin sonlarina dogru kartini ve yarim kalmis mektubunu aldim. yatak odamda bir baska pencereden sana baktim, baktim ama bulamadim. uzun sure gozlerimi kapattim, hasta oldum. sinirlerim cidden yipranmis olmali ki uzun sure tedavi gordum; anoreksik koydular adimi, eksildim.
yazilar yazdin gri bir baliga, ofkelendin, nefret ettin. halbuki dun kendisiyle elif'in yeni kitabindan konustuk, uzun uzun anlattim. 254. sayfadaki imla hatasini gosterdim, uzulduk. ozlemisiz sohbet etmeyi, konustukca renklendik. turuncu olduk, yesil, kahverengi; gri yunden bir atki olduk, kadife bir cekete burunduk, her siyahin bir beyazi olduk.
arjantin caddesi'ndeki big chefs'ten sana bahsetmeliyim diye not almistim eski deftere, icimde seninle barisamamistik o vakitler. dun zorla seni yokus yukari yuruttum, nefes nefese kaldik, siyah sigaralara ve beyaz sigaralara suc attik icimizden. oturup harika bir cay ictik, geldigimize degmis dediginde rahat bir nefes aldim. donuste taksiye bindik, sonra gorusuruz diyerek ayrildik. iyi oldu, iyi.
neler yazdık en son?
- god hair day. 1 muhsin
- hey* 1 muhsin
- ya da* 0 muhsin
- tus parki 0 muhsin
- sabahlari acikmak 6 muhsin
- dua 4 muhsin
- guc 9 muhsin
- okut.ogret. 0 muhsin
- fireday works sometimes 2 muhsin
- luck/unlock 1 muhsin
arşiv bile yaptık
- Mayıs 2007
- Haziran 2007
- Temmuz 2007
- Ağustos 2007
- Eylül 2007
- Ekim 2007
- Kasım 2007
- Aralık 2007
- Ocak 2008
- Şubat 2008
- Mart 2008
- Nisan 2008
- Mayıs 2008
- Haziran 2008
- Temmuz 2008
- Ağustos 2008
- Eylül 2008
- Ekim 2008
- Kasım 2008
- Aralık 2008
- Ocak 2009
- Şubat 2009
- Mart 2009
- Nisan 2009
- Mayıs 2009
- Haziran 2009
- Temmuz 2009
- Ağustos 2009
- Eylül 2009
- Ekim 2009
- Kasım 2009
- Aralık 2009
- Ocak 2010
- Mart 2010






